ONUR YASER CAN

Onur Yaser Can, Hatice Can, işkence ve cezasızlığın ağır bedeli…

Dünden beri o sıcak gündemi filan bıraktım, dönüp dönüp aynı haberleri okudum boğazıma oturmuş bir yumruyla; karakolda işkence yaşadıktan sonra intihar eden Onur Yaser Can'ın ardından annesi Hatice Can'ın intiharı..

Bugün bu ülkede bir cenaze daha kalkıyor... Tıpkı Aralık ayında Roboski anmasında kalp krizi geçiren Miran Encü, kalbi dayanmayan Mehmet Ayvalıtaş'ın annesi Fadime Ayvalıtaş, otuz üç yıl kayıp oğlu için mücadele veren cumartesi annelerinin simgesi Berfo Ana ve daha niceleri gibi acılı bir anne daha toprağa verilecek... Kaç kayıp, işkence mağduru, infaz edilenlerin annelerinin acısıyla dolu bu topraklar? Ne zaman hesabı sorulacak bu acıların?

Bir blog kurmuş Onur Yaser Can'ın ailesi, hukuk mücadelelerine devam etmişler yıllarca. Blogta yazılanlara bakarken bir hukukçu olarak sormadan edemiyor insan; acaba karakola yeniden çağrıldığında intihar eden Onur Yaser Can polislerin kendisine defalarca işkence edemeyeceği ve bu polislerin işkenceden yargılanma olasılığını azıcık da olsa görseydi intihar eder miydi? Hatice Can verdikleri hukuk mücadelesinde polislerin bir kısmının evrakta sahtecilikten en hafif cezalara çarptırıldığına ve pek çoğunun cezasızlığına tanık olmanın çaresizliğini ve yorgunluğunu yaşamasaydı bugün toprağa veriliyor olur muydu?... "Adaletsizlik canımızı acıtıyor" demiş baba Mevlüt Can, "Adaleti görseydik, böyle olmazdı"... Birileri bu aileye yaşattıklarının sorumluluğunu üstlenebilecek mi?

İsmail Saymaz'ın Sıfır Tolerans adlı kitabında bir görüşmesi yer alıyor Hatice Can'ın; bu satırlar her şeyi öyle ağır bir çıplaklıkla anlatıyor ki aslında, sözler anlamsızlaşıyor giderek... "Ben onu önce içimde var ettim, sonra kucağıma var ettim, emzirdim, kocaman bir adam oldu ve bana ihtiyacı varken nasıl oldu da yetişmedim diye kendime sormaktan... Dedim ki, Onur gittiyse bu dünyadan bir daha güneş doğmaz, dünya dönmez, yaşam olmaz. O sıra babası hukuk mücadelesini bırakmadı. Onur'un yanına gitmeye niyetliyim açıkçası; yemiyorum, içmiyorum; zayıfladım. İzin vermediler gideyim yanına." ... "Onun hak mücadelesinde iğneyle kuyu kazdığımızı biliyorum. Ama sanki şimdi ben Onur'u iki yaşında eyledim. Bir nebze yol kat ettik. Yani onu ben yeniden büyütüyorum İsmail Bey. ... Bu dünya Onur Yaser'e haksızlık edildiğini bilecek. Buradan güç alıyorum. Emekli oldum. İnanın, her gün bilgisayar başındayım, mesai yapar gibi oğlumun hak mücadelesi için çabalıyorum. Beni ayakta tutan güç, bu..."

Evet, hukuk ve adalet birbirinin sonucu olan kavramlar değil belki, ama değil özgürleşmek, yaşayabilmek adına en çok ihtiyacımız olan da bu..