ONUR YASER CAN

Ezgi - CANIMIN YARISI AĞBİM

Güzel insanları anlatmak zordur. Kelimeler yetersiz kalır, boş bir çuvala benzerler. Güzel insan güzel bakar, güzel sever. Bir bakışın cömertliği, sıcaklığı, bir sevginin yüceliği hangi kelimelere sığar? Hele ki o bakış canınızın yarısıysa ve anlamsızca yok edildiyse, her şey daha da zorlaşır, kıvranırsınız, yüreğiniz boş bir çuvala benzer.

Ben Yaser’in kız kardeşiyim. Onun kelimelere sığmaz güzelliğini, cömertliğini, yiğitliğini bir an olsun yüreğinizde hissetmeniz için, anlatmaya çalışacağım.

Yaser benden beş yaş büyüktü. Zamanla azalan ve kendini huzurlu bir dost-kardeşlikte sıfırlayan koca beş yaş. O, öyle kolay bulunur bir ağabey değildi, çünkü tahakküm kurmadan korumanın, öğretmenin ve paylaşmanın o zor dengesini kurmayı bildi hep. Ben ağabeyimden hiçbir zaman korkmadım, ama ona her zaman saygı duydum ve söylediklerini hep dinledim. Çünkü bilirdim ki küçük olsam da O da dinlerdi beni, fikrimi, ne hissettiğimi, hayatta ne istediğimi sorardı. İşte bu yüzden Ondan hiçbir şey gizlemek zorunda kalmadım, çünkü bana kızmayacağını ve aksine zor durumda isem yardımı dokunacağını bilirdim. Beni sevdiğini bilirdim, hep hissederdim. Zaman geçtikçe aramızdaki koca beş yıl hissedilmez hale geldi, benim arkadaşlarım onun arkadaşları, onunkiler de benim oldu. Artık gerçek iki dost olmuştuk. Ama onu yok ettiler.

Abimin, kısacık hayatında bana emek emek öğrettikleri, şu an sizlere abartılı görünse de belki de beni ben yapan her şeydir. Ağabeyim bana müziği sevdiren, müzikle yaşamayı tattırandır. Rüzgârı hissetmeyi, denizin dalgalarında kocaman kulaçlarla yüzebilmeyi, dağ taş yürümenin zevkini, bir ağacın gövdesine dokunmayı, kedileri sevmeyi öğretendir. Dünyayı gezmeyi, yeni bir kenti yürüyerek keşfetmenin büyüsünü ve kentin tepelerinde bir yerlerde her zaman inanılmaz bir manzaranın gizli olduğunu öğretendir. Treni kaçırırsam,  yolun ortasında sağanak yağmura yakalanırsam ya da sınavım kötü geçerse umutsuzluğa kapılmamayı, umudu öğretendir. Mücadele etmeyi, her zaman nefes alacak bir yerler olduğunu ve önemlisi de hayata gülebilmeyi öğreten, kısacası yaşamayı sevdirendir.

Peki, küçük kız kardeşine, daha kendisi çocukken tüm bunları öğretebilen bir can nasıl olur da hayatına kıyar? Etrafındaki herkese yaşama sevinci bulaştıran, gülen, güldürebilen böyle bir güzellik neden gitmek ister? Sayılamayacak kadar sevdiği olan bir can kendini nasıl olur da bu kadar çaresiz bu kadar kapana kısılmış hisseder? Onu bu karanlığa iten ne tür bir zalimliktir? Bu ülkede zalimlik neden sürekli türeyen bir hastalık haline gelmiştir? Ve bu zalimlik neden sözde “halkı koruyan” “adaletin peşinde koşan” ve bunun için maaş alan bir dizi devlet memuru tarafından uygulanmaktadır? Burada bir yanlışlık yok mudur?

Sayın yetkililer, tüm samimiyetimle anlattığım bu insanı, hayattan koparan sürecin araştırılması, bu ülkenin kendi vicdanına karşı yerine getirmesi gereken yükümlülüklerden sadece bir tanesidir. Eğer bu ülkede adalet varsa, 28 yaşında bir genci bir aydan az bir süre içinde böylesi bir umutsuzluğa ve korkuya itenler, hem bizlere hem tüm dünyaya hesap vermelidir.

Aksi takdirde daha çok genç, daha çok güzel can, daha çok güzel bakışı boşlukta kaybetmemiz an meselesidir.

Saygılarımla Yaser’in kardeşi Ezgi Sevgi Can