ONUR YASER CAN

Bir Güzel Mimar için

Şubat 2010. Karar vermek hiç uzun sürmedi. Yalnızca sohbeti uzatmak istemiştim. Uzadıkça içimi ısıtan, yüreğimi kırpıştıran sohbeti…

Sonunda, ‘Sana hangi adını söylememizi istersin?’ diye sormuştum. ‘Fark etmez ikisini de söylüyorlar‘ demişti.

‘Ben Yaser’i kullanacağım. Daha önce kullanmadığım bir isim‘ demiştim.
Bir arkadaşımız, ‘Çok çabuk karar verdiniz Elif Hanım’ dedi. ‘O zor rastlanan kalender bir çocuk’ dedim.
‘Kalender ne demek?’ diye sordu. ‘Tanıyınca anlarsın’ dedim.
Üç beş gün sonra ‘Ne demek olduğunu anladım‘ diyerek mutlu bir yüzle yanıma geldi.

Ofisimizin kalender çocuğu,  güzel insanı, oğlumuz,  kardeşimiz, arkadaşımız, meslektaşımız, zihni ve yüreği her şeye herkese açık, onurlu kelebeğimiz Onur Yaser Can, 24 Haziran 2010’dan bu yana yok artık.

Bizi bıraktığında 28 yaşına henüz girmişti. Ne kadar kısa değil mi? Yalnızca beş ay… Bir insanı tanımak ve onun mesleki becerilerinden söz etmek için…

Yaser’i tanımak için fazlaydı bile. Kısacık bir iş görüşmesinde onun mütevazi, sağlam, mahcup, güven veren, sevimli, sorumluluk sahibi, yetenekli… bir güzel genç olduğunu anlamak yeterdi. Ofisimize can gelmişti. Neşe, enerji, keyif gelmişti.

Onu bizim ofise getiren özel projeye katkıları hemen kabul gördü. O beş ay içinde, verdiğim işleri kontrol etmem gerekmedi. ‘Bildiğim her şeyi ona anlatmalıyım’ diye düşündüm. Yaser, ne dersin? Bu projeyi alsak mı?‘Yaser, tam sana göre bir konu var, gönüllü çalışacağız, mesainin dışına taşmak zorunda kalabilirsin, ne dersin?‘

Ve O gittikten sonra baktım ki, ne çok iş yapmış. Onu da, bunu da, şunu da, meğer sunumu hazırlamış koymuş kenara, benim haberim yokmuş.

2000 ODTÜ Mimarlık Fakültesi girişli Yaser, eğitim hayatına Belçika/Brüksel’de  Saint Lucas Güzel Sanatlar Okulu’nda bir eğitim yılı süresince sanat-resim eğitimi, İtalya’da Bari Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde bir eğitim yılı ağırlıklı sanat ve mimarlık tarihi eğitimlerini de sığdırdı. 2009 yılında mezun olduğunda,  mimarlık ofislerinde mesleki deneyim edinmiş, üstüne bir de müzik sevdasını eklemişti. Bendir, davul, gitar… Dalgıç olan ve su topu oynayan Yaser’i de unutmamalı.

Ben yalnızca bir işini anlatayım sizlere; Kağıthane Yahya Kemal Mahallesi’nde yaşayan Romanlar için hazırladığı proje…

 

Yahya Kemal Mahallesi, Kağıthane’nin en eski  -1940’lar- Roman yerleşimlerinden biriydi. Sakinleri çoğunlukla kağıt toplayıcılarından, çiçek satıcıları ve müzisyenlerden oluşuyordu. Son beş yıla girdiğimizde Kağıthane bölgesinde yükselen yeni yapılaşma çalışmaları nedeniyle mahallelinin bölgeyi boşaltması istendi. Ev sahibi-kiracı olan yoksul bölge sakinlerinin bir kısmı, belediyenin istimlak için verdiği küçük bedeller karşılığında kendilerine gösterilen yerlere gittiler, ancak şehir dışındaki bu bölgelerde ekonomik ve sosyal olarak yaşayamayıp geri döndüler. Geride kalanlar uzun süre direnç gösterdi. Belediye ile sayısız görüşme yapıldı. Bu proje, belediyeye, mahallelinin ‘yerinden edilmeden, işlerini de sürdürerek, daha iyi koşullarda ve kendi olanaklarıyla yaratacakları yeni bir yaşam alanı’ fikrini savunmak üzere hazırlandı.

Yaser, bir ayı aşkın bir süre mahallenin mevcut ve taşınmak zorunda kalmış ailelerinin demografik yapısını inceledi, taleplerini dinledi, ihtiyaçlarını anladı. Bu sırada başta Cemil Abi olmak üzere tüm mahallenin göz bebeği oldu. Anketler yapıldı. Kaç kişiydiler? Ne iş yapıyorlardı? Kaç odaya ihtiyaçları vardı? Sonunda, minimum bedelle inşa edilecek, mahallelinin ortak yaşam, çoğalma, eğlence ve iş kültürüne uygun bir yaşam alanı tasarladı. Tüm mahalleli sunumu gözleri yaşararak izledi.  Onca yıllık mücadelelerini ve hayallerini  Yaser gerçekliğe tercüme etmişti.

Şehir atıklarını toplayarak, şehrin sürdürülebilirliğine katkı koyan ve hayatı her yönüyle güzelleştiren mahalle sakinleri kendi yerleşmelerinde de bu özelliklerini koruyacaklardı.

Proje, çelik strüktür olarak tasarlanırken, malzemenin bir kısmının toplanan atık metallerin değiş-tokuşu ile kısmen de olsa sağlanması amaçlanmış, atık kağıtların işlemden geçirilerek yalıtım malzemesi olarak kullanılması düşünülmüştü. Bir arada ve dayanışarak yaşama kültürünün gereği olan açık-kapalı ortak yaşam alanları tasarlamıştı Yaser. Atık arabaları için park yerleri ve atıkların üretime dönüştürüldüğü atölyeler planlamıştı. 

Bu proje ‘çöküntü’ olarak nitelendirilen bir alanın asıl sakinleriyle ve onların hayatlarına dokunmadan, iyileştirilerek, bir dekor değil gerçek bir yaşam alanı olarak kente kazandırılma projesi idi. Ve proje olarak kaldı.Onur Yaser Can’ımızın anısına saygıyla Ekim 2010 yılında ‘Mimarlığın Sosyal Forumu’ etkinliğinde poster sunumu yapıldı. 

’Yerel’ ve ayakları buradaydı, ama dünyayı kavramış yanıyla ‘uçmaya hazır’ bir kelebek gibiydi de Yaser. Hakkında söylenenlerin, yazılanların her sözcüğünü hak etmiş, ete kemiğe bürünmüş billur halini izledik beş ay boyunca.

 

Ben ona Yaser derdim. O Onur’lu bir kelebek olarak hayatımızda deriiiin bir boşluk bırakıp gitti.

3 Haziran günü, saat 16.00’da Mimarlar Odası Ankara Büyükkent Şubesi Sergi Salonu’nda  Yaser’i kendi işleriyle anacağız. Ailesi, arkadaşları, Optima Mimarlık, Erdemler Mimarlık, Plan A Mimarlık ve Mehmet Aksoy’un hazırlığında, mimari projeleri, yarışma projeleri, desenleri, heykelleri, müziğiyle… Kısacık ama gerçek, ama yalansız, ama tutkulu, ama içten, ama dost, ama onurlu bir yaşamı, yetenekli bir meslektaşımızı konuşacağız. Yani ‘ Onur Yaser Can’ımızı yattığı yerden kaldıracağız.’ Kayda geçmek üzere…

‘alıp başını giderse bir yanı
dolmazsa hayal çerçevem
derin bir boşluk kaplar bir yanımı
ama yalnız derin bir boşluk
yalnız bir yanımı
sakınmak için değil varlığımı
kozasından bir kez çıkar diye kelebek
öbür yanım boşluğu saklamalı
ki derin bir boşluğa saklanmalı’

 

Elif Özdemir

Mimar