ONUR YASER CAN

Bu dehşet ifadelere anne dayanamadı

ODTÜ Mimarlık Fakültesi mezunu Onur Yaser Can ve ailesinin hayatı 2 Haziran 2010'da gözaltına alındıktan sonra alt üst oldu. Savcılık tarafından serbest bırakılan Can üç kez Emniyete Narkotik Şube'ye çağrıldı. Can, üçüncü kez ifade için şubeye çağırıldığı 23 Haziran'da evinin bulunduğu üçüncü kattan atlayarak intihar etti. Oğlunun acısına dayanamayan anne Hatice Can da dün sabah canına kıydı.

Yakın çevrelerinin bu olaylar başlarına gelmeden önce çok mutlu ve güzel bir aile olduklarını sosyal paylaşım sitelerinde paylaştığı Can ailesinin oğulları adına bir internet sayfası açtıkları da öğrenildi. Ailenin hayatının nasıl darmadağın olduğunu anlatan http://www.onuryasercan.com sitesinde çeşitli bölümler bulunuyor.

EVLAT ACISINA DAYANAMADI, O DA CANINA KIYDI
Site, Onur Yaser Can'ın Yaşam Öyküsü, Mimarların Gözüyle, Mimari Projeler, Özgeçmişi, Adalet Arama Süreci, Basın, Ressam-Müzisyen-İnsan, Fotoğraflar, Videolar, Gezici Sergi ve Sizin Paylaştıklarınız bölümlerinden oluşuyor. Adalet Arama Sürecini anlatan "Oğlumuzun Yaşam Hakkının İhlal Edilişi" bölümünde şu ifadeler ise insanı dehşete düşürüyor:

"Onur Yaser, yaşamına son verme girişiminde bulunmadan bir kaç saat önce bizden İstanbul'a gelmemizi istemiş, başının sıkıntıda olduğunu, telefonda sıkıntısının ne olduğunu anlatamayacağını bildirmişti. Saat 03.00 sıralarında İstanbul'a ulaştığımızda, oğlumuzu kaybetmiştik. Adli Tıp, Onur Yaser'in iç kanama sonucunda yaşamını yitirdiğini belgeledi. Arkadaşları ve patronu, Onur Yaser'in yakalandıktan sonra yemeden içmeden kesildiğine, ürkek, tedirgin bir halde olduğuna, suskunlaştığına, iş konsantrasyonunun ve psikolojisinin bozulduğuna tanık oldular.

Onur Yaser, arkadaşlarına anlattığı ve yaşamına son verme girişiminden bir gün önce kendi el yazısı ile yazdığı ve yarım kalmış olan nota göre, savcının serbest bırakın talimatına rağmen emniyette çırılçıplak soyuldu, hakarete uğradı, başkaları hakkında ifade vermeye zorlandı. Ölümünden bir gün önce konuştuğu bir arkadaşına ise şunları anlattı: "Yakalandıktan sonra çırılçıplak soyuldum. Duvara yaslanmamı söylediler. Öksürtüldüm, bir süre çömeltilerek bekletildim. Bu süreçte ağlayan, polislere yalvaran bir kişinin sesi dinletildi, tokatlandım, sözlü olarak aşağılandım. Polislerden biri beni telefonla emniyete çağırdı ve önceki ifademden farklı bir ifade imzalattılar. Muhbirlik yapmam söylendi." Arkadaşı, dosyadaki ifadesinde, "Benimle konuşurken zorlanıyordu, hüngür hüngür ağlıyordu. Söyledikleri zor anlaşılıyordu. İfadeyi imzalaması konusunda tehdit edildiğini söyledi" dedi."

Aile acılarını "Yaşam Öyküsü" bölümünden bir parçada şu sözlerle aktarmış:

Evlat Kardeş Dost
1982 yılının 3 Haziran günüydü, canımız oğlumuz gelmişti neşe, aşk ve sevda içine. Evimizin neşesi olmuş böylesi güzel bir bebeğin anası-babası olabilme mutluluğunu getirmişti bize. Kısacık ömrü boyunca bizi eşi bulunmaz değerde bir oğulla yaşattı. Anacım dediğinde, babam dediğinde, kardeşçiğim dediğinde yüzünde güller açar, dilinde güller biterdi oğlumuzun.
İnsan, dost, onurlu, yiğit, gururlu, yaşamla bir dizi sıkı, anlamlı ve derin bağları olan, genç bir adam olmuş oğlumuzun, bu yetileri kazanabilmesi için, O'nu bebekken, çocukken, ergenken, genç delikanlı iken uçan kuşun kanadının rüzgârından koruyup kollayarak büyüttük.

Oğlumuz da, bebekliğinden beri yedi veren gülü gibiydi, bir verdiysek o bize bin verdi. Bebekliğinden başlayarak, 28 yaşına kadar hayatına emek verdi. Bebekliğinden başlayarak diyoruz, çünkü annesi çalışmaya başladığı için oğlumuz 7,5 aylıkken gündüzleri bakıcı teyzesinin kucağına alışmak zorunda kaldı. 15 aylıkken kreşe başladı orada da büyük bir uyumluluk göstererek var oldu.

Daha dört yaşında iken başka ülkeye, başka usullerdeki, İngilizce dilinin kullanıldığı ana okuluna gitti. Orada da pırıl pırıl güneş gibi ışıyarak, ışıtarak var oldu.

Onur Yaser'imiz gittiği hiçbir okulundan, hiçbir ortamdan hoşnutsuz olmadan mutlu bir şekilde var oldu. 28 yıllık hayatının her dönemini, gençlerin zor geçirdikleri dönem olan ergenlik dönemi de dahil olmak üzere hiçbir psikolojik sorun yaşamadan, sapasağlam bir ruh ve bedenle sürdürdü. Ta ki, 2 Haziran 2010 günü İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlisi polis ekipleri tarafından yakalanıncaya kadar!

Yaşamanın her zerresini aşkla seven ONUR YASER'İMİZ, daha gencecik bir FİDANKEN, nice güzellikleri, sevdaları yaşamaya, nice eşi bulunmaz eserler yaratmaya, kendisi gibi güzel, düzgün çocuklar yetiştirmeye gebeyken tam; yaşamdan, hayatından kopartıldı!

Türkiye'miz de nadir sayıda yetiştirebildiği evlatlarından birini kaybetti!

Böylesine acımasızca gönderilmemeli evlatlarımız ölüme! Analar, babalar bağrı yanarak koymak zorunda bırakılmamalı kara toprakların üzerine, eşsiz, paha biçilmez değerdeki; oğullarını, kızlarını! Kızlar, kızanlar ağbilerini, kardeşlerini toprağa vermek zorunda kalıp, dönmek zorunda kalmamalı birlikte büyüdükleri ana-baba evine, boynu bükük, yüreği yanık, yarım kalmış...

Bizi varoluşu ve yaşamdaki duruşu ile her zaman gururlandıran, adı gibi ONUR' landıran, hep 28 yaşında kalarak hiç yaşlanamayacak CİVAN oğlumuzu çok ama pek çok seviyoruz!

O'nun eşsiz anıları ile, evlat ve kardeş acısı içinde, ONUR'suz günler, aylar, koskocaman iki yıl sekiz ay geçirdik. ACISI, HASRETİ, O gideli beri yarım kalan yüreğimizde, yaşadığımız her gün, ÇIĞ gibi büyüyor!"

Hatice Can'ın da yaşamını yitirmesi ile baba Mevlüt ve evin küçük çocuğu Ezgi Sevgi Can kaldı.